Gerçeklerin perdelendiği, doğru ve yalanın birbirine karıştığı bu çağda gerçek din ve inançlarla buluşmak oldukça zordur. Kendi çabası ve araştırmalarıyla hidayete eren bir Hanımefendinin hakikati arayışı üzerinde durmak istiyorum. Yakın bir zamanda Müslüman olan Japonyalı Satoko isimli Hanımın hikayesi…
Müslüman olduktan sonra bir Türk’le evlenmiş ve Türkiye’ye yerleşmiş. Türkçe öğrenmiş. Ülkemiz insanlarının sıcakkanlı oluşuna hayran birisi… Mensubu olduğu Japon toplumunun iyi insanlar olduklarını ama insanlara karşı soğuk ve mesafeli olduklarını belirtecek kadar da özeleştiri sahibi...
Satoko Hanım hakikat yolculuğunu uzunca bir şekilde anlatmış. Anlattıklarından beni de derinden etkileyen bazı bölümleri paylaşmak istedim. Önce, kendisiyle ilgili şunları söylüyor: “Ben Japonya’daki Saitama ilinin küçük kasabasında büyüdüm. Tabii ki biz İslamı bilmiyorduk. Ailemle Shinto (Şinto) dinine inanıyorduk. Ben aslında İslam’ı sevmiyordum. Çünkü İslam erkek egemen, teröre teşvik eden, medeniyetsiz bir din diye düşünüyordum. Çünkü haberlerde, medyada İslam hep böyle anlatılıyor ben de etkisinde kalıyordum. Ve bir gün ailemle haber izliyorduk, İslam konusu çıktı, ben İslamı hiç sevmiyorum dedim. O zaman babam dedi ki:’Hayır. Tarih olarak İslam güzel, Müslümanlar da güzeldir. Hatta Haçlı Savaşları’nda Hıristiyanlar kötü davranmasına rağmen Müslümanlar çok iyi davrandılar. Hani sen bilmiyorsun, okuman ve araştırman gerekir’ dedi. ‘Tamam, ben okuyacağım’ dedim. Ondan sonra kendi kendime araştırmaya başladım. Ama bu konuyu kimseye söylemedim. Araştırınca, okuyunca İslamın çok güzel bir din olduğunu anladım. Tokyo’da Dünya Kitap Fuarı vardı. İslami kitap alabilir miyim diye fuara gittim. Japoncaya çevrilmiş bir Kur’an-ı Kerim aldım, okumaya başladım ve çok etkilendim. O zamanda ben düşündüm Dünya çok büyük, Müslüman sayısı da çok fazla. Bu yüzden iyiler de var, kötüler de var. Yani ben iyi Müslümanlara bakacağım dedim…”
Satoko, Ramazan ayı ve oruçla ilgili düşüncelerini ve yaşadıklarını da şu şekilde anlatıyor: “Ramazan gelecek diye Müslümanlar heyecanlanıyordu. Bu duygu nasıl? Ben çok merak ettim. Ben de oruç tutarım diye düşündüm. Birinci günü sabahtan akşama kadar hiç yemeden, içmeden durdum. Ama çok zorlandım. Müslümanlar Allah’ı çok sevdiği için bu kadar zor ibadeti seve seve yapıyorlar ve mutlu oluyorlar. Ne kadar temiz insanlar diye düşündüm, ben bu kadar temiz olamam dedim. Biraz gıpta ettim ve bayağı kendimden utanıp üzüldüm. ‘Ben böyle oruç tutamayacağım’ diye üzülürken birden ‘evet ben de yapabilirim’ diye bir hisse kapıldım. Tokyo’da 4-5 tane büyük cami var. Oraya da gitmeye başladım. Tabii ki Müslüman değildim ama başörtüsü takıp iftar yapmayı çok seviyordum. Namazı da kılıyordum, oruç tutuyordum, Japonca Kur’an da okuyordum. Çünkü o zaman Kur’an dilini bilmiyordum. Bir gün arkadaşlar dedi ki, ‘sen çok Müslüman gibisin, çok iyi yapıyorsun. Yalan da söylemiyorsun ama sen Müslüman olmadığın için sevap alamıyor olabilirsin, Müslüman olunca, hep sevapta kazanabilirsin’ dedi. Ama ben İslamı araştırıyorum, hiç bilmiyorum diye endişe ediyordum. Evet, Müslüman olduktan sonra da çalışabilir miyim acaba diye düşünmeye başladım. Yılbaşında ve üzüntülü olduğumda arkadaşlarımla Şinto tapınağına gidiyordum. Bir gün Tokyo’daki camide ezan sesi duydum. ‘Ne kadar huzur verici, benim huzurum burada ‘ dedim. Arkadaşımla tapınağa gittiğim zaman hiç hissetmediğim huzuru camide hissedebildim. ‘Benim yerim burası’ diye düşündüm ve ondan sonra Allah’tan hidayet geldi. Şehadet getirip Müslüman oldum. Elhamdülillah. Ramazan ayının 27. günüydü. O zaman bilmiyordum ama birkaç sene sonra öğrendim. O gün Kadir gecesiymiş…”
Satoko Müslüman olduktan sonra yaşadığı çevre ve toplum baskısıyla ilgili de şunları söylüyor:”…Müslüman olduğumu arkadaşlarıma söyleyemedim. Aileme de ilk başta söyleyemedim. Yakın arkadaşlarıma söyledim. Arkadaşlar benim psikolojimde sıkıntı çıktı diye endişelendi. Bir arkadaşım ağladı…”
Örtünmeyle ilgili de şu düşünceleri taşıyor:”Ve ben aslında başörtüsünü takmak istemedim ilk başta. Çünkü içinde Allah inancı varsa yeter diye düşünüyordum. Namazı vaktinde kılabilirse yeter yani. Ama Japonya’da Müslüman olduktan sonra, tabii ki herkes bilmiyor benim Müslüman olduğumu. Bazıları ‘şurada içki içelim, şurada dans etmeye gidelim’ falan diyordu. ‘Bugün işim var’ falan diye bahane buluyordum. Ve 2-3 ay sonra ‘ama ben Müslümanım, bunu haber vermek zorundayım’ diye düşünmeye başladım. ‘Başörtüsü takınca herkes anlayabilir’ diye düşündüm. Yani insanlarla, çevredeki insanlarla haberleşmek için başladım. Başörtüyü taktım ve birinci günü metroya binecektim. O zaman bir Japon amca geldi. ‘Sen neden örtü takıyorsun? Sen yabancı mısın? Aa Japon musun? Gerçekten mi? Neden? Müslüman mısın? Neden? Beni takip etmeye başladı. Çok koktum. Yani Japonya’da böyle rahatsız eden çok yok. Yani ben hiç görmedim. Ben şaşırdım ve korktum. Müslüman olunca bu kadar zorlanıyor mu diye korktum. Ve o akşam arkadaşımı aradım. ‘Ben başörtümü takmayacağım. Yani korkuyorum’ dedim. Arkadaşım dedi ki:’Bu imtihan olabilir, yani şükür et. Allah seni sevdiği için imtihan verdi, kazanabilirsin’ dedi. ‘Öyle mi? Sonraki gün de deneyeceğim’ dedim. Sonraki gün de başörtüsü taktım. Hiç sıkıntı yoktu. O günden beri, şimdiye kadar hiç sıkıntı çekmiyorum. Gerçekten şimdi anlıyorum o imtihandı. Ben kazandım diye düşünüyorum…”
Konuşmanın tamamını youtube’den dinlemenizi tavsiye ederim. Allah tüm insanlığa hidayet nasip eylesin.
İlginç Bir Hakikat Arayışı
Nizamettin Yıldız
Yorumlar